Please use 'Translate' (On the left) for other languages.
Bu dünyada her şey hazdır...
Tarihte, Roma geleneğinde Bacchus olarak bilinen Dionysos antik Yunan dünyasında Dionysia denen şenliklerde anılırdı. Kökeni belki de bir Trakya bereket ayinine dayanan gizemli Dionysia ziyafetli, içkili ve cümbüşlü ortamıyla tanınırdı. Atina'da birkaç gün süren, bir geçit alayının ve sanat gösterilerinin düzenlendiği bir kentsel şenlik havasında kutlanırdı. Efsaneye göre, Dionysos'a çoğu kez vahşi bir maiyet eşlik ederdi. Bu maiyette sarhoşlukları ve şehvete düşkünlükleriyle nam salmış yarı insan, yarı keçi Satyrler ve yarı insan, yarı yarı at Kentauroslar ile bazen Dionysos'un akıl hocası sayılan Silenus adlı bir yaşlı Satyr yer alırdı. Şarap tanrısının daha karanlık yanını temsil eden Mainadlar (Roma geleneğinde Bacchantlar) şarapla çılgına dönen ve taşkınlıkları sırasında çıplak elleriyle bir insanı ya da hayvanı paramparça edebilen kadınlardı.
Koskoca bir epistemoloji dahi insanların merak duygusunu tatmin ettikleri zaman aldıkları hazza dayanmaktadır.
![]() |
| TUIN DER LUSTEN (ZEVKLER BAHÇESİ) HIERONYMUS BOSCH (1450-1516) - HOLLANDA |
"Cinsellik felsefesinde sık görülen bir şey, vurgunun cinsel ediminin başlatılmasına veya cinsel arzuların gerçekleştirilmesine yerleştirilmesidir. Bazen düşünce gebelik ve doğuma yöneltilir ama sıklıkla, geleneksel çalışmalarda, bu, kadınların tedbirsiz cinsel serbesti içeren davranışı karşısında bir uyarı olarak ortaya çıkar. Feministler modern doğum kontrol tekniklerinin ortaya çıkışını kadınlara cinsel faaliyetten erkeklerle eşit biçimde zevk alma özgürlüğünü getirdiğini memnuniyetle belirtirler."
Esasında egoizm insanın kendisini ahlaki gücün simgesi veya ahlaksal amaca evrilen öge olduğuna inanması ve bunu davranışlarında sergilemesidir. İngilizcede kendini beğenmişlik anlamına gelen egotism sözcüğü bu tanımdan farklı olarak düşünülmelidir. Bu bağlamda egoizm pozitif ve normatif etik olarak bölünebilir. Pozitif etik, egoizmin olgusal bir betimlemesidir: insanları güdüleyen kendi çıkar ve arzularıdır. İnsanları başka türlü betimlemek olanaklı değildir. Buna karşılık, normatif egoist etik insanların şu andaki davranışlarının ardında ne tür güdüler yatıyorsa yatsın, aslında böyle güdülenmesi gerektiğini önerir.
Cinsel hazda bedeller...
Tevrat'ta "Zina etmeyeceksin!" (Çıkış.Bap:20 Ayet:14) emri yer alır. Ve devam eder...
Evli kadınla zina...
Evli ve nişanlı olmayan kadınla zina...
Başkasına nişanlı bir kızla köyde-kentte cinsel ilişki...
Başkasına nişanlı bir kızla kırda cinsel ilişki...
Bu ayrı hükümler Tevrat'ta daha çok kadının durumunun önemli olduğu sonucunu çıkarıyor. Burada bu hükümler için ayrı ayrı bedeller söz konusu:
"Ve eğer bir adam, nişanlı olmayan bir kızı aldatır ve onunla yatarsa, kendi karısı olmak üzere mutlaka onun için ağırlık verecektir. Eğer babası, ona kızı hiç vermek istemezse kızlara verilen ağırlığa göre para verecektir." (Çıkış.Bap:22 Ayet:16)
Öte yandan Tevrat, "çok kadınla evlilik ilişkisi"ne karşı değildir. Burada bu hareketi meşrulaştıran kıstas evlilik olarak görülüyor.
"Morale pour Nicomaque" (Nikomakhoşa Etik Ahlak) adlı yapıtta Aristoteles'in zevk olgusuna yaklaşımı verilmiştir. Aristoteles'e göre zevk: "Her duyum zevk verebilir ve bu durum muhakemesel veya gözlemsel düşünce için de aynıdır. En hoş olan şey en mükemmel şeydir ve en mükemmel olan şey, kendisine tabi olan nesnelerin arasında en tam olana göre durumların içinde bulunan kişininkidir. Zevk, eylemi tamamlar ama bunu tamamlanmış duyum veya duyarlı nesne tarzında yapmaz, aynı şekilde sağlıklılık ve doktor, iyi durumda olma olgusunun nedenleri değildir. Her duyunun zevk verebilmesi bellidir. Aslında görmenin veya işitmenin bazı nesnelerinin hoş olduğunu söylemiyor muyuz? Duyum en mükemmel olduğu ve bu nesnelere etkin olarak yanıt verdiği zaman bu nesnelerin hoşluğun en tepe noktasında olmaları da apaçık bir olgudur. Eğer duyarlı olan ve hisseden bu tür koşullar içinde olursa, zevk her zaman oluşacaktır çünkü hem bu zevki doğurabilecek neden ve hem de bu zevkten etkilenebilecek varlık vardır. Ama zevk eylemi bitiriyorsa bu, eylemin içinde olacak sürekli bir öznellik olarak değil, aynı gençliğe çekiciliğin eklenmesi gibi bu eyleme eklenen bir tür amaç gibidir. Kavranabilir veya duyumsanabilir olmaları gerektiği gibi olmaları halinde, zevk, eylemin etkinliğine eşlik edecektir. Çünkü izlenimi alan varlıkla, o izlenimi oluşturan varlık benzer oldukları ve birbirlerine karşı aynı biçimde yerleştikleri için, aynı sonucun olması doğaldır.
O halde nasıl oluyor da kimse zevki veya acıyı sürekli hissedemiyor? Çünkü insansal olan bir şey sürekli hareket yeteneğine sahip olamıyor. O halde sürekli zevk oluşmaz çünkü zevk hareketinin tamamlayıcısıdır. Bazı nesneler yeni oldukları zaman bize zevk verirler, ama daha sonra bu durum değişir ve bu hep aynı nedene dayanır. Aslında, başka bir şeye bakışlarını sabitleyen kişilerdeki görme olgusunda olduğu gibi düşünce uyarılmıştır ve tamamen hareketlendirilmiştir ama daha sonra hareket aynı değildir ve gevşer, bu sebepten zevkin kendisi de körelir.
Tüm insanların zevki aradığı düşünülebilir, çünkü hepsi yaşama susuzluğu içindedirler; yaşam çalışma halindeki bir hareket değil midir ve herkes etkinliğini kendisine en zevkli gelen yöntemlerle nesnelere uygulanmıyor mu? İşte bu şekilde müzisyen işitme duyusunu melodiye, bilgilenmek isteyen kişi düşüncelerini incelenen nesnelere uygular. Zevk çalışma halindeki hareketleri ve bunun sonucu bu hareketlerin bağlandığı yaşamı tamamlar. Böylece haklı olarak zevki ararlar, çünkü herkes için zevk çok istenen bir şey olan yaşamı tamamlar...
"Morale pour Nicomaque" (Nikomakhoşa Etik Ahlak) adlı yapıtta Aristoteles'in zevk olgusuna yaklaşımı verilmiştir. Aristoteles'e göre zevk: "Her duyum zevk verebilir ve bu durum muhakemesel veya gözlemsel düşünce için de aynıdır. En hoş olan şey en mükemmel şeydir ve en mükemmel olan şey, kendisine tabi olan nesnelerin arasında en tam olana göre durumların içinde bulunan kişininkidir. Zevk, eylemi tamamlar ama bunu tamamlanmış duyum veya duyarlı nesne tarzında yapmaz, aynı şekilde sağlıklılık ve doktor, iyi durumda olma olgusunun nedenleri değildir. Her duyunun zevk verebilmesi bellidir. Aslında görmenin veya işitmenin bazı nesnelerinin hoş olduğunu söylemiyor muyuz? Duyum en mükemmel olduğu ve bu nesnelere etkin olarak yanıt verdiği zaman bu nesnelerin hoşluğun en tepe noktasında olmaları da apaçık bir olgudur. Eğer duyarlı olan ve hisseden bu tür koşullar içinde olursa, zevk her zaman oluşacaktır çünkü hem bu zevki doğurabilecek neden ve hem de bu zevkten etkilenebilecek varlık vardır. Ama zevk eylemi bitiriyorsa bu, eylemin içinde olacak sürekli bir öznellik olarak değil, aynı gençliğe çekiciliğin eklenmesi gibi bu eyleme eklenen bir tür amaç gibidir. Kavranabilir veya duyumsanabilir olmaları gerektiği gibi olmaları halinde, zevk, eylemin etkinliğine eşlik edecektir. Çünkü izlenimi alan varlıkla, o izlenimi oluşturan varlık benzer oldukları ve birbirlerine karşı aynı biçimde yerleştikleri için, aynı sonucun olması doğaldır.
O halde nasıl oluyor da kimse zevki veya acıyı sürekli hissedemiyor? Çünkü insansal olan bir şey sürekli hareket yeteneğine sahip olamıyor. O halde sürekli zevk oluşmaz çünkü zevk hareketinin tamamlayıcısıdır. Bazı nesneler yeni oldukları zaman bize zevk verirler, ama daha sonra bu durum değişir ve bu hep aynı nedene dayanır. Aslında, başka bir şeye bakışlarını sabitleyen kişilerdeki görme olgusunda olduğu gibi düşünce uyarılmıştır ve tamamen hareketlendirilmiştir ama daha sonra hareket aynı değildir ve gevşer, bu sebepten zevkin kendisi de körelir.Tüm insanların zevki aradığı düşünülebilir, çünkü hepsi yaşama susuzluğu içindedirler; yaşam çalışma halindeki bir hareket değil midir ve herkes etkinliğini kendisine en zevkli gelen yöntemlerle nesnelere uygulanmıyor mu? İşte bu şekilde müzisyen işitme duyusunu melodiye, bilgilenmek isteyen kişi düşüncelerini incelenen nesnelere uygular. Zevk çalışma halindeki hareketleri ve bunun sonucu bu hareketlerin bağlandığı yaşamı tamamlar. Böylece haklı olarak zevki ararlar, çünkü herkes için zevk çok istenen bir şey olan yaşamı tamamlar...
"Erdem"
Jiddu Krishnamurti: "Bizler bir toplum yarattık ve bu toplum bizi şartlandırdı. Zihinlerimiz aslında ahlaki olmayan bir ahlakla şartlandırıldı ve bozuldu; toplumun ahlakı ahlaksızlıktır, çünkü toplum aslında ahlaksızca olan şiddeti, kibri, rekabeti, açgözlülüğü ve benzeri şeyleri kabullenip teşvik etmektedir. Binlerce yıldır kabullenmesi, itaat etmesi ve uyum sağlaması için eğitilmiş bir zihin son derece duyarlı ve dolayısıyla son derece erdemli olamaz. Bizler bu tuzağa kısılıp kaldık. O halde erdem nedir? Bu soruyu soruyoruz, çünkü erdem zaruridir."
Erdem sözcüğünün tanımsal karşılığı olarak "İnsanın ruhsal olgunluğu" ve "İstencin ahlaksal iyiye yönelmesi" tanımları söz konusudur. Tanımlardan yola çıkarak egoizm ve erdem arasındaki bağlantıyı işaret edecek bir semiyolojinin alegorisini sizlere bırakıyorum...
"Peki ya Freud?"
Psikanaliz Üzerine'de düşler ve kaygı üzerine yoğunlaşan Freud, "Drei Abhandlungen zur Sexualtheorie" (Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme) ve "Jenseits des Lustprinzips" (Haz İlkesinin Ötesinde) yapıtlarında haz merkezcil bir psikopatolojiye yönelmiştir.
Yine Psikanaliz Üzerine'de cinsel dürtülerden bahseden Freud onların mevcut bulunduğu enerjiye de "libido" adını vermiştir.
Genel olarak Freud tüm ruhsal olaylara egemen olan iki ilkeden bahseder. Bunlardan biri "Gerçeklik ilkesi" diğeri ise "Haz ilkesi"dir.
"Gerçeklik ilkesi, ruhsal gelişimin haz ilkesinden bir modifikasyonu sonucu ortaya çıkar."
"Gerçeklik ilkesi, ruhsal gelişimin haz ilkesinden bir modifikasyonu sonucu ortaya çıkar."
Freud'a göre: "Başlangıçta bedenin sanrı yoluyla içgüdüsel gereksinimlere dolaysız doyum sağlamaya çalışır. Ancak bu doyumların sanrı yoluyla ele geçirilemeyişi ve bu bakımdan uğranılan düş kırıklıklar, çocuğu dış dünyadaki gerçek durumları dikkate almayı ve isteklerine doyum sağlamayı, bunlarla ilgili değişiklikler yapabilmeyi öğretir. Böylece gerçeklik ilkesi başlangıçta tek başına egemen haz ilkesinden ruhsal olayları düzenleyici bir ilke kimliğiyle doğup çıkar. Ne var ki, bu ilkenin doğuşu, ruhsal aygıtı yönetecek bir dizi uyum yeteneğinin bireyde gelişmesine bağlıdır."
Psikopatoloji bir tarafa sosyal-patolojide haz, eylemlerin gerçekleştirilmesinde ciddi bir güdümleyici olarak varsayılmalıdır. Hatta öyle ki eylemi,
-Gerçekleştiriliş anı
-Gerçekleştirme anı (doruk haz)
-Gerçekleştirmiş olma durumu (kimi zaman yaftasal çıkarım sağlar)
şeklinde ayrı ayrı haz süreçlerine ayırmak mümkün.
Çoğu zaman eylemlerdeki samimiyetsizliğin sebebi olsa da sosyal anlamda haz, aslında hayvanlar aleminde oldukça tembel bir hayvan olan insanın yapıcılığında önemli bir rol oynamaktadır.
KAYNAKÇA
Psikopatoloji bir tarafa sosyal-patolojide haz, eylemlerin gerçekleştirilmesinde ciddi bir güdümleyici olarak varsayılmalıdır. Hatta öyle ki eylemi,
-Gerçekleştiriliş anı
-Gerçekleştirme anı (doruk haz)
-Gerçekleştirmiş olma durumu (kimi zaman yaftasal çıkarım sağlar)
şeklinde ayrı ayrı haz süreçlerine ayırmak mümkün.
Çoğu zaman eylemlerdeki samimiyetsizliğin sebebi olsa da sosyal anlamda haz, aslında hayvanlar aleminde oldukça tembel bir hayvan olan insanın yapıcılığında önemli bir rol oynamaktadır.
KAYNAKÇA
Mitoloji - Ntv Yayınları s.192
A'dan Z'ye Felsefe s. 57,76
Sen Dünyasın - J. Khrisnamurti
Felsefe Yazarlarından Seçme Metinler - Doruk s. 293-294
tr.wikipedia.prg/wiki/Gerceklik_ilkesi


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder