Please use translate (on the left side) for other languages.
…Doğum ve ölüm arası yaşam mücadelesinin ölçütlerini hiç bilmeyen, bilip de ses çıkarmayan, bilen ve bunun için mücadele eden yâda onları Everest’in zirvesinde arayan bizler, yani tek bir biz iken küçük küçük bizlere bölünmüş bizler, hangi bizin sömürüsü altında tüketiliyoruz?
… Ne yazık ki dört elementin her biri çirkin çıkar savaşlarının gayesi haline getiriliyor. İnsanlar bizi var eden dört elementin kavgası uğruna birbirlerinden nefret ediyor. Sınırlar çiziliyor, insanlar bölünüyor. İnsanlık için değil ülkeler için dünyanın kaderinde değişiklik yapılıyor.
Günümüzdeki tüm kötülükler ve sorunlar çıkar dünyasının ürünleridir. Çıkar dünyası çarklarından birisi yerinden oynatıldığında bu dünya ve bu insanlık görebileceği en iyi günlere kavuşacaktır.
[Sayfa 15]
…Bir nesneyi saklamanın en iyi yolu onu karanlıkta tutmaktır. Gerçekleri, insanları kör ederek ve çeşitli oyunlarla bilinçsiz bir toplum yaratarak saklayan sistemlerin karanlıktan ilham aldığı aşikârdır.
[Sayfa 21]
… Kör insanı ‘burası ütopya’ diye kandırmak kolay olduğundan elit sınıfların üst katmanları ve siyasiler insanları körleştirmeye ve körlere yol gösterenlerin sesini kesmeye başladığından beri insanların çoğu koyun gibi yaşadıklarından habersiz.
… Emperyalist güçler devletlerini güçlü tutmayı dolayısı ile o devletin halkını zenginleştirmeyi idea olarak bilse bile bu temelde sömürü edilecek devletin halkına verilecek ıstırabın hangi yüzü bu hareketi güzel kılabilir ki?
[Sayfa 30]
… Günümüz siyasetçileri ülkenin boğuşmakta olduğu sorunları çözmek adına eğitim almaktan çok halkı elde edebilme cambazlıklarının eğitimini alırlar. Bizim sorunlarımızı cambazlar değil elbette ki o sorunların çözümü ile ilgili eğitim almış ve uzmanlaşmış insanlar çözebilir.
Maliye bakanı satmayı en iyi bilen kişi değil satmamak için yapılacak en iyi şeyi bilen kişi olmalıdır.
… Bunlar gayet mantıklı ve amaca uygundur fakat analitiğin olmadığı yerde salt mantık yoktur! Çıkar mantığı vardır. Çıkar adı verilen olgu ise ayrımcıdır. Herkese gülmez. Analitiğin eşitliği ve adaleti gibi sonsuz müşteriye sonsuz otel odası açmaz. Açamaz! Durum böyle iken hangi düzenleme en iyiye en azından günümüz dünyasında olabilecek en iyiye bizleri ulaştırabilir ki?
Hiçbir değişim ulaştıramaz!
Çıkar mantığının yapısı buna müsait değildir çünkü. Herkese otel odası veremez. Onu koruyanları ve gözetenleri ancak ve ancak piramidin üstüne çıkartabilir.
Çözüm ise düzenlemeden çok değişimden geçer. Hatta tek yol değişimdir! Çıkar mekanizması aynı zamanda kendini geliştiren ve bünyesine hizmet edecek insancıkların sayısını her daim arttırabilen ve cahiller tarafından vakıf olunması imkânsız olan bir sistemdir. Sonuç olarak çıkar onun yakınında olana faydalıdır ancak gücünü birilerine zarar vererek alır. Bu insanlardan ise kendini cehalet perdesi ile korur.
[Sayfa 67–68]
… Din gibi kavramlar bireylere paketlenmiş olarak sunulur. Ancak hoşgörü, eşitlik, sevgi, saygı, özgürlükçülük ve insancılık (hümanistlik) gibi kavramlar herkese açıktır. Şöyle ki; Müslüman topraklarda yaşayan Müslüman bir ailenin çocuğu doğal olarak Müslümanlığı benimseyecektir. Bunun gibi Hıristiyan bir ailenin çocuğu Hıristiyan olacaktır. Ancak insanları sevmek için doğduğumuz yerin ve ailemizden gelen hâlihazırda tercih edilmiş düşüncelerin bir önemi yoktur. Her kim olursak olalım insanları sevebiliriz ve her kim olursak olalım evrensel olmasa da bazı ahlak kurallarını (veya belli bir ahlak çizgisini) göz ardı etmemeliyiz. Çalmak dünyanın her yerinde ahlaksız bir harekettir. Bunun sebepleri sorgulanabilir ve sebepler kendi aralarında farklılık gösterebilir ancak çalmak her şekilde ahlakdışıdır. Bunlar belli çizgilerle insanların duyarlılığına dokunabilir ancak bizi dışarıdan gelen etkilerle duyarlı hale getiren din gibi kavramların duyarlılığını aslında kendi içimizde yaşatmamız ve ancak kendi içimizde özgür sıfatını taşıtmamız gerekir. Çalmak ahlakdışıdır ancak kiliseyi ziyaret etmek veya etmemek, namaz kılmak veya kılmamak işte bunlar inançla alakalıdır. Mademki büyük dinler herkesin eşit yaratıldığını savunuyor (bazıları hariç) o zaman kimse kimsenin inancını veya ibadetini sorgulama hakkını hatta daha açık bir ifadeyle ‘yetkisini’ kendinde aramasın!
[Sayfa 75–76]
… İnsanların dini seçimlerine saygı göstermek kültürel, sosyal veya buna benzer bir açıdan gelişmişlik olarak görülmemelidir. Bu zaten olması gerekendir, temeldir yani bir gelişmişlik unsuru değil esas olandır.
[Sayfa 78]
… Bizler eşitiz. Gerçekten eşitiz ama!
Yaptıklarımız ile resmin farklı renklerini, yapbozun farklı parçalarını oluşturuyoruz. Ama hepimiz eşitiz. Çünkü Tanrı’nın veya inanmayanlar için doğal kuvvetlerin fırçasında sadece bir parça boyayız. Rengin ne önemi var ki?
[Sayfa 91]
… Ahlak-Din-Siyaset üçgenini ölçüt alan gizli kimliklerimiz var bizim. Bir bilim adamı, bir sanatçı veya bir düşünür olabiliriz ama gizli kimliğimizde yazan ideolojinin esiriyiz. Biz istemesek dahi öyleyiz. Böyle olmamız isteniyor. Çalışmalarımıza ve varlığımıza bu ölçütler renk veriyor. Bu gizli kimliğin o anki değerine göre çalışmalarımızın önüne engel konuyor veya arkasından destek veriliyor. Bu edilgen yapıya alışıklığımız da edilgen oluşumuzdan geliyor ama hiçbirimiz edilgen oluşumuzun farkında değiliz. Gizli kimliklerimize göre üstün veya zayıf olarak ilan ediliyoruz veya öyle hissediyoruz. Bu edilgen düzenin karşısında ahlaksız hareketlerin maşası olmaktan öteye gidemeyen bizlerden hangi kimse ahlaklı kalmayı başarmış ki?
[Sayfa 92]
… Sistematik oyunlarda insan hayatına değer verilmez. Dahası üzerinde yaşadığımız dünyanın hiçbir önemi yoktur. Toprak idealleri de buna dâhil. Geçmişin sisinden kurtulduğumuz, medeniyet denen olgunun canlıları haline geldiğimiz sanılsa da toprak ile ilgili sadece yöntemler değişti. Kâğıt üzerinde olmasa da sahne arkasında hala toprak ideallerinin büyüyüp, serpilmesi beklenir. Bunun yabani otlar olduğunu görenlerin gözleri kapatılır veya başka seyirlere dalması sağlanır. Veyahut bu kişiler ezoterik öğretiler ile beslenir, öfke tohumu kalplerine atılır ve toprak idealleri adı altındaki tüm çabalar onların da meselesiymiş gibi davanın içine çekilirler.
… Küreselleşen yalnızca devlettir. Aldığı üç kuruş işçi maaşıyla kendi ülkesini gezmeyi bir kenara bırakın geçinmeyi zor başaran bir insan nasıl küreselleşebilir. Devletin çocuğa şeker dağıtır gibi yaptığı üç kuruşluk zam, bir çift sinema bileti etmiyorsa bu insanların kültürsüzlüğünden ve geri kalmışlığından yakınan aydınlar (aydın geçinen aydınlar) önce devlet yöneticilerine sitem etsin. Ben bu aydınları (aydın geçinen aydınları) ‘ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler’ zihniyetindeki sahte prensler ve prensesler olarak görüyorum.
[Sayfa 98–99]
... Çünkü sistemde insanlığa verilen önem millet kavramına verilen önemden çok daha küçüktür…
[Sayfa 109]
… İnsanların zihinlerine müdahale ediyorsunuz, seçme noktasındaki iradeyi koşulların ağırlığı altında sıkıştırıyorsunuz ve bizler ellerinizde tuttuğunuz kumpasın uçları arasındaki mesafe kadar özgürüz. Sonra bizlere sizler seçme hakkına sahipsiniz, bizler yalnızca sizin temsilcininiz diyorsunuz. Siz kimi kandırıyorsunuz?
[Sayfa 117–118]
… Bir gün gelecek, ürettiğimiz her güzel şey tükettiklerimizin tortuları altında ezilecek. İyimser fikirler ve insancıl çalışmalar yıkıcılığımız ve sömürücülüğümüz altında değersiz hale gelecek. Dünya artık çok yaşlı ve daha fazla gözyaşını, acıyı ve yıkımı kaldıramaz. Bu doğa, bu ekolojik sistem ve bu düzen insanlar kirletsin diye var olmuş olamaz! Tanrıya hangi yolla inanırsak inanalım eğer biz buna inanmazsak o zaman ne inancımızın temizliğinden ne de kendimizin iyi bir insan olduğundan söz edebiliriz.
***
Savaşlar bu dünyadaki en büyük ünlemlerdir. Savaşlara ayrılan bütçelerin korkunç büyüklüğü sorgulamaktan öteye giden her davranışın sebebi olabilir.
Savaşları kazanmanın verdiği haz bizim utanç ünlemimiz olmalıdır. Hele birde aynı zaman diliminde dostluktan, sevgiden ve barıştan söz ederken!
[Sayfa 119]
… Belki birlikte para kazanmıyor, aynı şeylerden hoşlanmıyor yâda aynı dili konuşmuyor olabiliriz ama yaşadığımız dünya için birlikte bir şeyler yapabiliriz. Sonuçta hepimiz Anasır-ı Erbaa’ya muhtaç canlılarız. Onları birlikte koruyabiliriz.
… Daha fazlası için daha farklı olma niyetindeyiz. Lakin öldüğümüzde hepimizi aynı toprak kucaklayacak.
[Sayfa 149–150]
…En temel olarak, Anasır-ı Erbaa’nın toprağına bağlılık, ateşine saygı, suyuna ve havasına minnet duymak gerekir. İyi bir ev sahibi olarak tabiatı sömürenlere karşı dünyamızı, özgür bir insan olarak bizi köleleştirmeye yarayan sistemlere ve o sistemlerin yaratıcılarına karşı kendimizi korumalıyız. Zihnimize yapılan her türlü saldırıyı kendimizden uzak tutmak, dinde, siyasette, eğitimde dahası sonucu bizi etkileyecek olan her şeyde irademize geçirilen kelepçelere hayır demek zorundayız.
Hayır demediğimiz her geçen gün Anasır-ı Erbaa’nın muhteşemleri hor kullanılacak ve irademize geçirilmek istenen kelepçeler gün geçtikçe daha şirin hallere sokulup gözlerimiz boyanacak ve zihnimiz ezoterik öğretilerin saldırısı altında sıkışıp kalacaktır. Amacımız, bir önceki cümlenin gizli öznesine karşı bilinçlenmek, insanları evrensel bir sevgi ile kucaklamak ve farklılıkları birbirine üstünlüğü tartışılamaz renkler olarak görmek olmalıdır.
[Sayfa 169–170]
Karanlıktan Alınan İlham
(Dört Renk Matbaa Yayımcılık Kasım-2009)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder