27 Ağustos 2013

Para Para Para!


Please use 'Translate' (On the left) for other languages.

         Hayattaki seçimlerimize en çok etki eden olgu nedir diye sorsam neredeyse herkesin “Para!” diyeceğine oldukça eminim. Hatta Napolyon Bonapart dahi mezarından kalkıp bu soruya cevap vermek isteyebilir…

Bu soruya verilen cevaba yönelik çok sıkı tartışmalar yapılabilir. Hatta kimileri para olmadan bile yaşamın mümkün olduğunu söyleyebilir. Ancak parayı diğer başka her şeyden soyutlayıp ayrı tutsak dahi günümüz sisteminde göz ardı etmemiz gereken bir durum vardır: Para olmasa dahi yalnız parayla elde edilebilecek birçok şeye mecburuz. Sırf bu sebepten ötürü yaşama dair en temel olgunun –günümüz sisteminde- para olduğunu söylemenin çok radikal bir görüş olmadığını düşünüyorum...
Biyoloji derslerinde gösterilen besin piramidinin parasal durumlarla bağlantılı olaraktan bir toplumsal rol piramidi şeklini yapmak mümkündür. Zira kapitalizm dahi “Büyük balığın küçük balığı yutması” şeklinde addediliyor.
Bu cümle yazıyı buraya kadar okuduğunun ispatı! Bu sebeple bu noktada, yazıyla ilgili biraz bilgi vermek istiyorum. İdeolojik mefhumlara hiç bulaşmadan tamamen çerçeve üzerinden ancak tablodaki ana fikrin üzerini de örtmeden yaşama dair en temel olgunun para olmadığını anlatmak niyetindeyim. Ancak herhangi bir ideolojiye –mevcut sistemin arızasındaki rolünden dolayı- iğne yaparsam kasmayın, derin nefes alın!.. Bu yazıyı -“entelektüel haz” dışında herhangi bir çıkarım olmadığından- aç karna, tok karna fark etmeden güvenle okuyabilirsiniz…

Bir iktisat hocam şöyle demişti: "İktisat bir din olsa peygamberi Adam Smith olurdu!" 
“Milletlerin Zenginliği”nin yazarı Adam Smith, iki ciltlik dev eserinde ekonomik büyümenin yollarından bahsediyor. Ekonomik büyüme için toprağın değil, işgücünün önemine vurgu yapan Smith piyasada üretim dengesini kontrol eden bir “görünmez el” olduğunu savunmaktadır. Smith sanayinin gelişimi olgusuna eserinde ciddi bir yer vermiştir. Ve sanayinin gelişimine ket vuracak her türlü olguya da –bilhassa eski usul devlet uygulamalarına- ciddi eleştiriler getirmiştir.
“…Smith'e göre iktisadi hayat bireycidir ve bu bireycilik insanların doğal yapısından kaynaklanmaktadır. Kişisel menfaat iktisadi hayat için itici bir güçtür. Kişi en az zahmetle en çok tatmine ulaşmaya çalışacaktır, doğası gereği. Bu amaçla, Smith, arz ve talep eşitliğini otomatik olarak gerçekleştiren fiyat mekanizması üzerinde duracaktır. Smith'e göre fiyatlar denge unsurudur. Smith'in denge fiyat unsurunu piyasa örneği ile açıklayalım: Üretim azalırsa fiyatlar yükselir, ekmek arzının azaldığını düşünün ihtiyacınız olan birim ekmeğe ulaşmak için daha çok çaba harcayacaksınız, bu artan çaba da ister istemez fiyatları arttıracaktır. Fiyatların yükselmesi firmaları daha fazla kar edeceklerini düşündüklerinden daha fazla üretim yapmalarına teşvik edecek ve arz talebe yaklaştığı sırada bir dengeye geleceklerdir, arz talebi aştığı sırada fiyatlar düşecektir bu da firmaların üretimlerini kısmasına sebep olacaktır, böylece hiçbir müdahale olmadan her şey bir dengeye gelecektir.
Tam rekabette kişiler ve firmalar kendi çıkarlarını en çoklaştırırlarken aynı zamanda toplumunda çıkarına hizmet ederler. Örnek olarak, tam rekabet ortamında fiyatlar düşer ve fiyatlar düşünce bundan tüketiciler yararlanır. Tam rekabet ortamında üreticiler ve tüketiciler arasında bir çıkar çatışması yoktur. Tam rekabet ortamında üreticiler ile tüketiciler üretim ve tüketim artıklarını eşit şekilde paylaşırlar.”

Günümüz rekabet ortamında üretenlerin birbirleriyle adeta yarışa girmesi elbette insanın (tüketicinin) faydasına olacak sonuçlar doğurmaktadır ancak günümüzün “parayı veren düdüğü çalar” sistemi, perdenin arkasında o düdük için bazı bedeller ödenmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Zira günümüz sisteminde kaçak işçi çalıştırmak –özellikle A.B.D. de Meksikalı işçilerin hiçbir sosyal hakkı ve güvencesi olmadan çalıştırılması insanın faydasına mıdır?  Günümüz yenilenebilir enerji teknolojisinin verimli ve akıllı kullanılması sonucu enerjiyi bedavaya getirebilecek ve bu esnada da ekolojik dengeyi koruyabilecek iken enerji ihtiyacımızı gidermek için para ödemek zorunda olması insanın faydasına mıdır? Kesinlikle burada sosyalist-komünist propaganda yapmak niyetinde değilim. Bilakis Stalin’in sebep olduğu kıtlığı ve Kamboçya’da Pol-Tol’ün modern olmayan yollarla pirinç üretimine dayalı ütopyası tepetaklak olmuş iken sosyalizmi savunacak değilim!.. Dahası sonu –izm ile biten her ekonomik sistemin merkezindeki esas mefhum “para” olduğundan bunların hiçbir işe yaramayacağını söylemek pek ala mümkün.
Mevcut sistem(ler)de topluma fayda sağlayacak bir eylemin uygulanabilirliği ancak ne kadar kar sağladığı ile ilgilidir. İnsancıl olan her şey ikinci plandadır. Dahası özentilik ve kişisel tatmin sebebiyle, insanların lüks tüketime kolaylıkla alıştırılabilir yapısı ve biyolojik varlığını sürdürmek için çok çalışmak zorunda olan avam’ın sistemin çarkları ile ilgili durup düşünecek vakti dahi olmayışı bu sistemi mevcudiyet temellerini daha sağlam kılmaktadır. Platon’un yaşam mücadelesinde sürekli çalışmak durumunda olan sınıfın devlet ve millet meseleleri ile meşgul olacak vakti yoktur şeklindeki sözünü anımsıyorum…
Bu sağlamlaşmış mevcut yapı, birçok olguda erozyona sebep olmuş ve insanların ahlaki yapısı da bozulmuştur. Bir doktor gelip size ameliyat olmanız gerektiğini söylediğinde, ameliyatın gerçekten gerekli mi yada sadece doktorun yeni spor arabasının kredisi için mi gerekli olduğu bilemezsiniz…
Elbette üretim araçlarını geliştirmiş, zengin doğal kaynaklarına sahip ülkelerde yaşayan kimselerin yaşam standartlarının daha yüksek olduğu söylenebilir. Zira bebek ölüm oranlarına, hastalıklar sonucu kaybedilen insan sayısına gibi etkenlere bakarak bunu söylemek mümkün. Ancak bununla beraber suç oranı, intihar, yüz kızartıcı suçlar gibi etkenlere de bakmak gerekir. Erozyon sürüyor…
Olguların elde edilebilirliğinin paraya ne ölçüde bağlı olduğu da değişken yanıtlar içermektedir. Sarılmak, gülmek, temiz havayı içine çekmek, şarkı söylemek bedava değil midir?..
Mısır’a yaptığınız gezide bir çölde kaybolduğunuzda yaşamınızı kurtaracak olan cebinizdeki banka kartı değil, bir şişe su olacaktır. Petrol tamamen tükendiğinde cebinizdeki para, içten yanmalı motora sahip arabanızı hareket ettiremeyecektir…




Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, 
son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.
(Kızılderili atasözü)

Hiç yorum yok: